İslam düşünce tarihinde rasyonalizmin ilk temsilcileri olan Mutezile, sergilediği iletişim hataları ve katı tutumuyla Müslüman zihninde akla karşı sağlıksız bir endişe ve kararsızlık yaratmıştır. Mutezile, bir “etki-tepki” sarmalı içinde doğup gelişmiştir: Önce Vâsıl bin Atâ’nın Hasan Basri ekolüne tepkisiyle kurulmuş, ardından kendi içinden çıkan Ebu’l Hasan el-Eş’arî’nin şiddetli eleştirileriyle sarsılmıştır.
Psikolojik ve sosyolojik bir kural olarak, tepki hareketleri genellikle kendi aşırılığını doğurur. Aklı ve kanıtı (burhanı) keskin bir araç olarak kullanan Mutezile’ye tepki olarak; metne (lafza) sıkı sıkıya bağlı, keşif ve ilhamı (irfanı) esas alan, felsefi kanıtları reddeden akımlar güç kazanmıştır.
Mutezile, bu iletişim hataları nedeniyle rasyonel düşüncenin İslam dünyasında olgunlaşmadan, tabiri caizse “prematüre” (erken) doğmasına yol açmıştır. Bu erken doğumun sancıları günümüzde de sürmektedir. Müslümanlar, geçmişte yaşanan bu entelektüel travmalar nedeniyle; yorumdan kaçınmayı, içtihattan uzak durmayı ve “daha güvenli” gördükleri taklit yolunu seçmeyi tercih etmişlerdir. Bugünün Müslümanları, Mutezile’nin mirası üzerinden gelişen bu “akla karşı çekimserlik” halinin farkında olmalı ve bu tarihsel rezervi aşmak için uyanık davranmalıdır.










